9
Yatan hastaların görüşmeleri bittikten sonra yeni gelecek olanları içeri almaya başlıyorlar. İlgisizim. Aşağıya sigara içmeye iniyorum. Sıra grup terapisinde. Bu hafta Burhanı konuşacağız herhalde. Taburcu olacak ya, son günleri. Kumar alışkanlığı vardı, hala var. Belki de yeni gelen kadın konuşur. Hani şu gideceğim diye tutturan var ya, Emine. Saçları dökülüyormuş, psikolojik demişler. Her neyse, kimse kim, ben bugün konuşmayı planlamıyorum.
Sigaramdan son bir nefes aldıktan sonra terapi odasının yolunu tutuyorum. Daire şeklinde dizilmiş sandalyelerden, arkası, aynalı cama dönük olan sandalyeye oturuyorum. İçeride her kim izliyor veya dinliyorsa terapiyi, bugün beni incelesin istemiyorum, zira havamda değilim. O karşıma geçiyor ve yavaş yavaş dolmaya başlıyor sandalyeler. Selma Hanım her zamanki gibi açılış konuşmasını yapıyor ve soruyor “Bugün kim konuşmak ister?” , ve o bildik bakışmalar, tebessümler başlıyor, önceden kimi uygun gördüysek o başlar. Ve işte biri topu atıyor, “Bugün Burhan’ın son günü ya, o konuşsun.” Top şimdi Burhan’da. Gülüyor densiz! Bir türlü öğrenemedi gülmemesi gerektiğini. Bana bakmasa bari bakınca bende gülüyorum.
İlk geldiğimde de bu yüzden zılgıtı yemiştim zaten. Alışana kadar da kıçımı yırttım. Hani sıçası gelir insanın tutar da karnına ağrılar girer ya, öyle sıkışır kalırsın işte. Tutamadın mı bağyan psikolog ayarı verir. Böyledir. Sana göre yerli yerindedir gülmek ama Selma yerinde bulmuyorsa şamar oğlanına çevirir seni, bir anda ilkokul sıralarında bulursun kendini, “Bu kadar komik olan ne? Anlat biz de gülelim?”. Dönüp diyemediklerini yutarsın, “Bana ne lan senin gülmenden, bırak ağız tadıyla gülüşelim kendi çapımızda, sana ne oluyor ki?”.
İlk tecrübemde işte buna benzer şekilde oldu. En tıfıl halimle grup terapilerinin nasıl olduğunu sordum kıdemli hastalara, onlarda Selma’nın profilini çizdiler bana. Aynalı camdan, oturma şeklinden, konuşulan konulardan bahsettiler. En çok dalga geçilense Selma’nın o can alıcı sorusuydu, “Biraz açar mısınız?” ve yanıtı aldıktan sonra en korkunç haliyle devam ediyordu “Ne demek o?”. Konuşmaların istisnasız böyle olduğunu anlattılar. Konunun eleştirisi de yapıldı espirisi de. Ve benim katıldığım ilk grupta hasta sıkıntısını söyledikten sonra, Selma’nın anında “Biraz açar mısınız?” demesi, hasta devam etmeye çabalarken küt diye “Ne demek o?” diye soruşu, hastanın afallayıp kekelemeye başlaması, oturduğum yerde uğuldamama sebep oldu. Selma ise o haşin bakışlarını bana yöneltip “Saba Hanım gülmemek için büyük çaba sarf ediyor, neden güldüğünüzü bize söyler misiniz?”, “…(haydaaa)”, “Evet dinliyoruz.”, “Size gülüyorum hanfendi, soru sorma şeklinizi daha önce tarif etmişti arkadaşlarım, aynı tabloyla karşılaşmak beni güldürdü. Sanırım bu yüzden onlarda ürküp rahatça konuşamıyorlar sizinle.”, “Ya öyle mi? Nasıl olmalıymış?”, “Bilemiyorum ama bu olmuyormuş.”
Özetle, aynı konuşmaların tekrarına lüzum yok, kontrollü gülmeyi öğrenmeye çabalıyorum, gerçekten…